Din, güzel ahlaktır...

Hüzünlü blog...



Gönlünün kapılarını çalıyor birileri...
Birileri, küçük çocuklar gibi, çalıp çalıp kaçıyor…
Kızma... Herkes senin gibi olamaz ki...
Sen daha görmedin zaten, hayatın engebesini...
Daha hiç bilmiyorsun, tam yokuş yukarı çıkarken
Önüne gelen yol ayrımında duramayacağını...
Hızlı kararlar veremezsin ki sen henüz...
Bilemezsin...
Çık biraz daha...
Biraz daha çek...
Küçük,
Sen acemisin, yenisin sen...
Bilmiyorsun ne acımasızlıkların olduğunu...
Bilmiyorsun, ne vefasız, ne kötüdür insanlar...
Sen, yer yer boyası dökülmüş,
Yıkılmaya yüz tutmuş bu viranedesin hep...
Sen, eski zaman çocuğusun...
Seni, bilen bilir...
Bilenler de azaldı, viraneyi ziyaret eden de yok...
Yalnızlık öbek öbek dolmuş içeriye...
Ortalık toz duman olmuş...
Yığınla gözyaşı, birsürü hikaye...
Seni bilen bilir...
Bilmeyen üzer, ömrünü bitirir...
Küçük,
Bilmiyorsun yaşamanın zorluğunu...
İçinde bulunduğun virane gördü herşeyi...
Sen ona bile yabancısın...
Sen, viraneyi bile anlayamazsın...
O gıcırdar... Korkarsın...
Esti mi gece rüzgar...
Pencerelerden içeri, sızım sızım sızlar...
Soğuğu hissetmez onun köhne bedeni...
Sen saklan, daha da içeri...
Ümidini biraz daha ört üstüne, kapat yanlarını...
Umut nerede?.. Onu da şöyle, ser altına...
Dayan, biraz daha dayan, soğuklar bitiyor…
Geliyor, gelmekte olan…
Viraneye bakamadın ki hiç dışarıdan...
Çık diyorum, çık!..
Kapıya her yönelişte, yok olur kapı...
Çıkamazsın!..
Çaresi var mı?..
Çok masal dinledin, çok hayal ettin sen…
Gerçeklerse öyle değil…
Ah! bir bilsen!..
Bilemezsin ki… Safsın sen…
Baktığında etrafa, karanlık görüyorsun…
Oysa, içeri ışık giren odaların da var…
Ömrünün en acılı, en derin, en kötü günlerinde bile, böylesine yıkılmamışken,
Şimdi neden, neden bu zulmün kendine küçüğüm?!..
Bilmez misin?, hiçbir acının sonsuz olmadığını!..
Ve bilmez misin? Duadır, vuslattır nihayeti, her hasretin…
Sen, sevdaya hasret, sevda sana…
Bulacaksınız birbirinizi muhakkak…
Ya yakında, ya da sonsuz zamanda…
Ama ümitsizlik, niye bu çaresiz duruş?!..
Bu şekilsiz şemalsiz hüznün niye?!..
Neden, böylesi bir acıya müptela ediyorsun kendini?!..
Niye?!..
Bıraktığın viraneler, bin oldu taştı…
Her yakarış, bir yerlere ulaştı…
Sen viranesizlerden viraneyken, viranen yıkılmak üzere, dön, bak, anla!..
Sığınmaya çalışma maddeye, ulaşman gereken mana!..
Küçüksün, bilmiyorsun, acının bile farkında olamıyorsun…
İçten içe sönüyor, kendine yazık ediyorsun…
Silkelenmek için daha, ne bekliyorsun?!..
Pencereler kapalı sur gibi…
Kapılar örtülmüş üstüne…
Yatağının altına saklanan küçükler, kaçamaz ki hiç korkmaktan!..
Daha da korkarlar aslında, yatak altında kalmaktan…
Öğrendikçe büyümüyor musun sen hala?!..
Bildikçe olgunlaşıp, bir çiçeğin filizi gibi, neden ışığa yönelmiyorsun?!..
Neden, kuru dallar arasında, saklanmak çaban?!..
Neden, çıkışın yok hiçbir kapından?!..
Neden, sen de herkes gibi yaşayamazsın ki hayatı, umursamadan?!..
Neden, ya hep, ya hiçsin?!
Duvarların taşıyamadığı yükü, neden yüklenirsin?!..
Büyüyen bedende, kocaman bir kalpsin!..
Akılsız kalbin sıkıntısı çoktur!..
Kalpsiz akılda ise, vicdan, merhamet yoktur!..
Sen, kocaman kalpli, akıllı çocuk!..
Haydi bir bulutun ucundan tut ve yüksel!..
Sonra, bırak aşağılara kendini…
Uzandığın yatağından doğrul ve yönel yine çıkışlara…
Sen hep, kapıya yönel, kapı açılmasa da…


MiHRiMaH…

Birgün...

1/2/2009

Birgün anlayacaksın...
Anlayacak ve ağlayacaksın...
Taşacak pişmanlığın vicdanından da,
Yere göğe sığamayacaksın...
Ömrün tükenecek, çıldıracaksın...
Bulamayacaksın o saf sevgiyi, hiçbiryerde...
Hiçbiryerde kalamayacaksın...
Boşuna olacak, her arayışın,
Her arayışının ardından, ölesiye yorulacak,
Olduğun yere yığılacaksın...
Göremeyeceksin hiç, bir kez bile,
Sevginin merhametini, anlayışını, hürmetini...
Bilemeyeceksin bir daha asla,
Gülmek, ne demekti...
Ömrünün bittiğini sandığında hep,
Yeniden başlayacaksın, çekmeye bu ahı...
Bitecek, tükenecek, sonra yeniden kalkacaksın...
Kalkamamayı dileyerek...

hayat...

24/12/2008

Hüznün sularında, karabatak gibi kalbim...
Bir çıkıyor su yüzüne ve sonra tekrar dalıyor bilinmeze...
Hayat ne zorsun sen, gözyaşlarıma da ne aşık...

Mubareks...

Giderek uzaklaşıyorken çocukluğumdan...

Unutkanlıklarım da artıyorken yavaştan...

Varlık ile yokluk arasındaki o ince çizgide...

Umuda, hüzne, sevince, yeni yılda, yine, sil baştan...  

DERT!!!

5/8/2008



Dert ettim, bir kardeşimin sıkıntısını kendime...

Sadece onunki yetti, kalbimi parça parça etmeye...
Umulanın ölüm mü olması gerekir? "Müslümanım" derken...
Yoksa biz, müslüman değil miyiz gerçekten?!

Nedir yaptıklarımız? Ne yapmak amacındayız?
Hakk'a girmeyelim derken, ne anlamaktayız?!
Zevcimiz, zevcemiz kan kusup, kızılcık şerbeti derken,
Vicdanımız nerde? Nerde müslümanlığımız?

Başkasının ailesiyle övünmek, marifet oldu,
Gözlerinizi açın!!! evinize "yabancılar!" doldu...
Allah, izin verir mi sandınız, yaptıklarınıza,
O mazlumların ahı, sonunda tuttu...

Güldürmek, güzel mi? Peki ya ağlatmak?
Ömür gamla geçer mi, geçer mi kavgayla???
Hani mümindeki vasıf, merhametli olmak?
Nedir bu yapılan zulüm, merhamet nerde?

Evladın, sana ne diyecek diye, düşünmez misin?
Yaptığın hercailiğin hesabını nasıl vereceksin?
Ömür dediğin nedir? İki gün daha yaşa!!!
Sonu, başı, kara topraktır, bilmez misin?

Kadınla kızla, elin adamıyla, ömür mü geçer?
Ailen, saadetin elinden gider...
Sonunda tepetakla olursun da...
Ağlarsın, gözyaşların sicim gibi iner....

Kardeşim sen müminsen gerçekten...
Allah korkusuyla bir kez gözyaşı dökersen...
"Gel" derim ben sana, dön o yollardan...
Sarıl ailene, al gözünü dışarıdan....

Ne bizi gözyaşlarına boğ...
Ne de o mübareklerin, gönül yarasına sebeb ol!!!
Kıymetini bil, incilerin, mercanların...
Yosunları, gel, bir kenara koy...

Dünyada dua edecek, çok mümin var...
Gel, birini de sen üstüne al...
Huzurla, mutlulukla, sevinçle dol...
Umutla, saadeti dareyne mazhar ol...

Muska ile büyü ile marifet oldu insanların ailesini,
Şeytana fırsat vermeden dağıtmak...
Unutuyorlar laneti, unutuyorlar ilahi adaleti!!!!!!!!!!!!
O bedenlerinin büyütüleceği ilahi istirahatgahı!!!!!!

--2004--

Kar Delen...

5/8/2008

Ne zorluklar, ne sıkıntılar çektin değil mi?
Hep yüzün yerdeydi...
Kimi zaman yoksulluk eğdi o başı, kimi zaman dostların...

Çekingendi tavrın, gözlerin yaşlıydı...
Yüzünde çizgiler vardı, sanki yarım asır yaşamıştın...
Oysa daha gencecik bir fidandın...
Mihnetler vardı sırtında, ağırdı kimi zaman taşıyamadın...

Olsundu ama değilmi? Sen Allah'ına sığındın...
Bazen taştın, bazen de yağdın yağmurlar gibi kuytulara...
Açıkda ağlayamazdın değil mi kardelen? Utanırdın...

Mazlumdun, hüzünlüydü adımların...
İlerledin, hep yolunu kestiler...

Kaderindi bu senin, boyun eğdin...
Çalıştın, olmadı, değilmi kardelen?
Olsun, senin Rabbin vardı, kalbini dayadığın...

O kalbe girdi birileri değilmi kardelen?
Ama duramadılar!...
Dayanamadılar o saflığa, boğuldular...

Bırak...
Gitsin herşey...
Bitsin dünyan...
Ahiret çok yakın...
Beklemek ateşten daha şiddetliyse, sen az yanmışsın...
Bekle ve yan bakalım...
Hayır olur sonu, bu gidişatın...