Böyle gelmiş, böyle geçer...
27/8/2008Yorgun ve bitik bir günün ardından oturursun masanın başına, açarsın fanları ortalığı yıkan bilgisayarını illa ve bir elinle çenene destek yaparken bir yandan da monitöre hissiz hissiz bakarsın...
Düşünemezsin bile... Neden burdasındır?!... Yatmak varken, neyi merak edersinde, girersin internete ya da alışkanlık mı olmuştur, günde en fazla 10 mail alan adresine girip illaki, spamları silmek... Blogun vardır, bakarsın... Siten vardır, bakarsın... Takibini yaptığın forum da vardır bir de, ona da bakarsın... Birkaç cümle ya okursun, ya okumazsın...
Deli misin hemşerim ya da ruh hastası?!... "Git, uyu" der içerden birileri... Dinlen...
Dinlenmek... Nasıl birşey unuttum!... Çok mu iddalı oldu?!, hiç sanmam!... Çünkü, şöyle beynimi herşeyden temizleyip de, derin bir nefes alırken, o arada en az 3 farklı mesele hakkında düşünmediğim bir anı, uzun zamandır hatırlamıyorum!...
Kimi insanlar dünyaya hep sorumlu olmak için geliyor belki de... Belki imtihan böyle... Sabır... Bazen beynimin taşıp, akarken yol yol hayatımın belirli karelerine işaret eden çizgiler oluşturduğunu düşünüyorum... Bir de anılarla kurcalanıyor, dolup taşan beynim... Bunalım takılıyorum...
Çok zaman güleryüzlü, yüzü asıldı mı çekilmez bir insanım... Uç, iki durum... Neden gülerken iyisin de ağladığında kimse çekemez seni?!... İşte bu muallak... Gerçekten uzun zamandır düşüncelerimi dahi düşüncelerimle çözmeye çalışıyorum... Birileri hep dert anlatmaya meyillidir... Sen bir sıkıntını anlatmak istediğinde ya yüzüne ifadesini kestirememiş şekilde bakarlar ya da senin nefes alma ihtiyacını fırsat bilip kendi dertlerini konunun orta yerine tekrar atıverirler... Sen de uğraşamayacak kadar yorgunsundur, "hay senin derdine" der ve yüzünde ilgili olmaya çalışır bir ifade ile dinlersin...
Yoğun bir hayat nasıl yaşanır?!... Sırf çalışıp yorulmaz ki insan... Bazısı oturduğu yerde yorulur bazen... Çelişkiler yorar kimini, kimi devam edip giden ve hiç bitmeyen karmaşadan yorulur, kimi muallakta yaşamaktan, kimi ise tedirginliklerden...
Neyse... Düşüncelerden kurtulmak için bile düşünmek gerekiyorsa, fazla da kurcalamamalı sanırım...
Böyle gelmiş, böyle geçer dünya, günlerimiz bitiyor, hergün saya saya... 
... Üç gündür evde badana yapma telaşına düştük... Profesyonel insanlarla çalışamama rahatsızlığımız var, evvelden kalma... Alerji yapmıyor ama iki gün sonra sorunlar çıkınca hafiften sinir yapıyor... Badanayı kendimiz yapmaya başladık... Bu gece kenar rütuşlarını yaparken benden dolaba sürülen boyaları silmemi de istedi sonra duvardaki kabartıyı kazımamı, sonra kendisinin suratında oluşan traş kesiğinin boyutuna bakmamı istedi
... Bunları ard arda değil, aynı anda istemesi buraya taşımam için asıl etken aslında... Yoksa bunu herkes yapabilir değil mi?!
... Ve birde bu yüzyılın sıcaklarında, bu küresel olarak bile üşüme ihtimalimiz olmayan ısınma döneminde ben üşütmeyi ve hasta olmayı başardığım için öksürüyorum
... Doktor "dinlen" dedi... Ben de "gel bize badana için yardım et o zaman" diye içimden geçirdim... Böyle iğrenç esprileri genelde sesli yapmam...
... Bu badana biter mi bilmem ama hastalığım inşallah uzun sürmez... Yoksa dinlenemediğim için
elinde mendil, ayağında çorap, öksüren ve evden dışarı çıkamayan biri olacağım... Kışın üşütmem ama yazın üşütürüm... İlginç bir bünyem var... Dünya dönerken ben kaçak kullanılan elektirik saati gibi tersten işliyorum... Küresel olarak herkes ve herşey ısınırken de ben üşüttüğüme göre dert edecek birşey yok benden yana... Yansın bu dünya
... Heyt be... 
... Hep aynı havalar çalacak ve dış kapının mandalıysan(yani bizim gibi isen) sadece bakabilirsin veya kısıtlı vakitlerde büyük bir mücadele ile biraz ortada dönebilirsin... Talihsizlik bende sadece bu konuda değil tabii, birde bilgisayar başında görülmüşüm birkaç kişi tarafından, çok kolay bir media player işlemi de gerçekleştirince adım (daha doğrusu rumuzum) "bilgisayarcı" oluverdi... Ve hep orda olmam gerekti... Ne o... Sadece tüm parçaları media player'a koydum diye
... Yahu bu iş bu kadar kolay madem ben neden hala iş bulamadım
ve zor olduğu için onlara bir tülbent verilirken bana iki tane verdiler(ne güzel avuntu
... Anlayamadığım konu ise, bu insanların nerden çıktığıdır... Yani herkes o yöne gidiyor yahu, gidişin var da dönüşün yok... Biz kenarda beklemeye başlarız... Gidip de dönememek, dönüp de buluşamamak var... Elele de tutuşamazsın ki ayıp!... Sıranın en sonunda! biz kendimize bir yer bulduk sonunda
... İki adet gençten insanız ama bizim bile ikisine yetecek gücümüz yok... Birinin yaşı münasebetiyle öğle uykusuna yatması muhtemel olunca kaçarak, büyüğü ile birlikte alışveriş yolu gözüküyor... Ve kaçılarak yollara düşülüyor... Çocuk iki adımda bir yoruluyor ve "beni kucağına al" mızırdamaları başlıyor... "Güneş gözüme giriyor", "yoruldum", "su yokmu, su ver", "nerde bu minibüs yaaa", "aaa parka baak, teyze beni parka götürsene", "tuvaletim geldi yaa", "hadi üst kata çıkalım", "hadi aynanın arkasından geçelim", "aaaaaaaa düştüm yaaa üyhüyühüyühüy",......... Nihayetinde bitiyor alışveriş... Eve dönülecek acele tarafından... Ve minibüse binilip eve gidiliyor... Bu arada durabileceği her yerde ve bilhassa parklarda bizi oyalıyor...
...