Gül be şeker!...
5/3/2009Hüzünle bakan gözlerinde, bir damla gibisin şimdi...
Ağlıyor ve süzülüyorsun yanaklarından...
Ömür hızla geçiyor...
Süzülüyorsun yavaşça...
Ümidin kırılıyor...
Yalnızlık, bir sır gibi gizliden yaklaşıyor, farkedilmiyor...
Ufka bakan gözlerin, gözlerini arıyor...
Bir dirseğini dayadığın merdivende, aşağı doğru iniyor gururun, tüm kalbi hislerin...
"Dayanacağım bir yer yok" diyor, duvarları kendine dost ediyorsun... Ağlıyorsun ya şimdi...
Hüznün denizlere kavuşuyor, gözyaşlarınla...
Taş üstünde taş bırakmaz ya bu çaresizlik!...
Sen dayanıyorsun...
Sabrediyor, bekliyor, ümidinin yakasından tutup çekeliyorsun...
Üstün başın toz, toprak...
Yıkık bir viranenin gıcırdayan merdivenindesin...
Üstün başın toz, toprak...
Pencereden içeri giren rüzgarla titriyorsun...
Üstün başın toz, toprak..........
“Bu yürek acısı çekilmez” diyorsun, hamle yapıyorsun ayağa kalkmak için...
İçinde birşeyler diriliyor sanıyorsun...
Bir hamle daha…
Yok... Yapamıyorsun...
Öyle yıkılmış ki içinde birşeyler...
Sadece, büyük bir ağırlıkla, viranenin dayanıksız duvarlarına,
bir de sen dayanıyorsun...
Duvarlar ağlıyor...
"Bu yük ağır, kalk git, yıkılacağız"...
Duvarlar ağlıyor...
Kalkabilsen!...
Deniyor, çabalıyorsun...
Kolay mı, o yükü taşımak?!...
Sevda yükü...
Ağır, hem de çok...
Yalnızlık üstüne tuz, biber oluyor...
"Yok, başka dayanacak kimsem yok!" diyorsun...
Duvar bu anlar mı halden?!...
"Kalk!" diyor,
"Çek git buradan, zaten yorgun ve tükenmişiz, senin yükün bize çok"...
Yok... Yapamıyorsun!...
Küçük kız!...
Bu kadar mı yorgunsun, daha ömrünün baharında?!...
Bu kadar mı aciz olur insan, yüreği yandığında?!...
Kalk, diril, çık, git!!!...
Küçük kız titriyor yine…
Virane duvarlara dayanmış, yine üzgün, bitişi bekliyor...
İçine yöneliyor, hep aşina olduğu o avuntu, yine duyuluyor…
"""Sevda yok, umut yok, ümit yok, bu dünya boş!...
Kalk, burada tüketme ömrünü, dışarıda güzel bir dünya var, başka dostlar...
Başka sevdalar... Bu, bir duraktı... Anla... Ve kalma burada boşa...
Gidenin ardından, ne dayan duvarlara, ne de ağla...
Yükü taşıma... Ömrünü boşa harcama!!!...
Git!... Hadi!...
Gökyüzünde güneş, senin ona bir kez bakmanı bekliyor...
Yeryüzünde toprak, ayağa kalkıp, üstüne basmanı bekliyor...
Kalk!... Doğrul, sırtındaki bu yükü at...
Koş yeşiller, maviler sana, hasret...
Pembeler, morlar, cıvıl cıvıl bekliyor...
Siyah beyaz bir bakış, gri bir ömür...
Puslu bir hava, buğulu bir cam...
Bu mu istediğin?!...
Hayır!!!...
Çık buradan!... Çık bu viraneden artık!...
Gül, yüzün gülsün...
Bu virane ömür yıkılacak üstüne birgün...
Böylesine bükme boynunu, böylesine mahsun olma...
Yakma, yıkma, bakma hüzünle... """
Çıkamıyor küçük…
Kalbi büyük, kendi küçük, duvarlara daha da bir yanaşıyor…
Daha çok ağırlaşıyor hüznü…
Duvarları titretiyor…
Duvarlar ağlıyor…
Virane…
Yeşillikler içerisindeki virane…
Ah, kapıyı bir açabilse…
Kapı, sımsıkı kapalı…
Kapı, kök vermiş sanki…
Kapı, duvar olmuş…
Açılmıyor…
(Gül be Şeker!...)
(Bir dostumuzun halimize isyanı ile sarfettiği, çok beğendiğim bir ifadedir... Devamı da "Gül artık!"...)


ama faydalı birşeyler yapamamaktan daha fazla rahatsız etmiyor beni sayılar...
ama ciddiyim... Bu yazdıklarım son zamanlarda aklıma çok takılan ve birçok kişi ile paylaştığım düşüncelerdir... Bilinmesi ve önem verilmesi gereken bir yanılgı belki de hayatımız içerisinde... Hayırlı günler efendim...